Üç yıl evvel bu vakitler, mimarlık öğrencisiyken bir workshop dersinde Yohji Yamamoto için bir defile yeri tasarlıyordum. Bugünse birebir tasarımcının defilesine dair yazı yazmak… Güya hayatın kendisi ince ince örülmüş bir kurgu üzere ve bu defile hem Yohji Yamamoto’nun hem de hayatın bir cins manifestosuydu.
Yohji Yamamoto, Paris Moda Haftası’nda dikkat cazip bir sakinlik içinde karşımıza çıktı. Gösterişli sunumların, dijital dünyanın süratli tüketimine hizmet eden anların tersine bu defile daha içe dönük ve şahsî bir tecrübe sundu. İzleyicilere koltuklarına bırakılan bir notla, defileyi telefon yerine gözleriyle izlemeleri istendi. Yamamoto’nun dünyasında ayrıntıları yakalayabilmek için nitekim gözlerin açık olması gerekiyordu.
Koleksiyonda Batı terziliğinden Japon estetiğine, kültürel referanslı giysilerden kaligrafiye kadar pek çok referans bir ortadaydı. Asimetrik yakalar, dikiş yerlerinden fırlayan şık ayrıntılar ve ustalıkla şekillendirilmiş drapeler Yamamoto’nun teknik bilgisini ve estetik anlayışını yansıtıyordu. Renk paleti yeniden sadeydi: siyah, beyaz ve kırmızı… Japon kültürüne has bir istikrarda.
En dikkat cazip kesimlerden biri, üzerine Giorgio Armani’nin İlkbahar/Yaz 2026 defilesi davetiyesinin basıldığı sade bir kesimdi. Armani’nin 50 yıllık mesleğine hürmet duruşunda bulunan Yamamoto, defilenin kapanışına iki görünüm daha ekledi. Biri, önünde Japonca kaligrafi, gerisinde Shalom Harlow’un 1998 Armani kampanyasından bir manzarayla, başkası ise Kristen McMenamy’nin 1997’deki ikonik smokinli pozu ve Armani defilesi davetiyesiyle tamamlanmıştı. Bu göndermeler bir veda değil, daha çok bir kutlama üzereydi.

Yohji Yamamoto İlkbahar/Yaz 2026, Launchmetrics Spotlight
Yamamoto’nun şovları her vakit yavaş, sade ve fikirlidir. Ama hiçbir vakit tekdüze değildir. Bu dönem da farklı değildi. Giysiler hem vücudun geçiciliğine hem de dizaynın kalıcılığına dair sessiz ancak güçlü bir kıssa anlattı.

